| ZURNANIN SON DELİĞİ OLMAK... |
|
|
|
| Yazar Süleyman Işık | |
| Pazar, 31 Ocak 2010 | |
|
Arkadaşların çoğu şöyle bir yakınma içindeler: "Hem insan kaynakları çağın mesleği deniyor, hem de işletmelerde esamemiz okunmuyor. Bu nasıl iş?" Bu, ince iş arkadaşlar... Hem de çok ince. Öncelikle unvanı bir yana bırakıp özeleştiride bulunalım. Sizlere ne iş yapıyorsunuz diye sorduğumda, genelde aldığım cevap : "Ne yapmıyoruz ki..." oluyor. Doğru. Bordroyu siz yapıyorsunuz, güvenliğe, temizliğe siz bakıyorsunuz, bildirge-beyanname işleri sizde, arada sırada piknikler, eğitimler yapıyorsunuz, işe alıyor, işten çıkarıyorsunuz. Daha ne olsun? Demek ki patronlar sizin kıymetinizi bilmiyor. Öyle mi düşünüyorsunuz? "Evet" dediğinizi duyar gibiyim. Peki, tüm bu yaptıklarımızın işletmelerimize sağladığı katma değer nedir? Bunu hiç düşündük mü? Bence patronlar bize gereğinden fazla tahammül ediyor. Çünkü; * Konulara müşteri odaklı yaklaşıyor muyuz? Örneğin, en önemli müşterilerimizden muhasebe bizden sadece bordro icmali değil, nakit akış planı da istiyor. Veriyor muyuz? * Çalışanlarımız, masa başında belirlenmiş, blok eğitim planları yerine kişi bazına indirgenmiş, performans sonuçları, psikoteknik ve kariyer planlarının da dikkate alındığı eğitim planları istiyor. Yapıyor muyuz? * Laf olsun diye yapılmış motivasyon uygulamaları yerine birey bazında irdelenmiş motivasyon ihtiyaçlarının tespit edilip buna uygun motivasyon talep ediyorlar. Gerçekleştiriyor muyuz? * Üst yönetim, emeğin envanteri ve maliyetlemesi konusunda raporlamalarla önünün aydınlatılmasını istiyor. Aydınlatıyor muyuz? * İşletmeler, bizden lider kazandırıp geliştirmemizi istiyor. Buna ilişkin planlamalarımız var mı? * Eleman lazım olursa klasik yöntemlerle işe alıyoruz. Psikotekniğe, iş analizine, iş tanımlarına, yeterliliklere dayalı bir istihdam politikasına sahip miyiz? * Risk analizi yapıyor muyuz? İş güvenliği uygulamalarımızı iş analizi ve risk analizine dayandırıyor muyuz? * Adaletli, objektif verilere dayalı bir ücret ve performans değerleme sistemimiz var mı? Yoksa ?Onun kara kaşı, bunun kara gözüne dayalı? Uygulamalar yürürlükte mi? * "Adamına göre muamele" yerine kariyer planlama sistemiyle terfileri yönlendirebiliyor muyuz? * İşletme körlüğünün önüne geçmek için rotasyon uyguluyor muyuz? * Laf olsun diye değil, gerçek anlamda işleyen bir öneri sistemine sahip miyiz? * Prosedürlerimiz, talimatlarımız, kağıt üstünde mi, yaşıyor mu? * Organizasyonumuz iş analizlerine dayalı ve bilimsel mi? * Çalışanların iş koşullarına, bireysel gelişimine ve verimine ne oranda katkı sağlıyoruz? * Kalitenin emek maliyetini, randıman ve dakika maliyet analizlerini yapabiliyor muyuz? * Oryantasyonu baştan savma mı, adam gibi mi yapıyoruz? * Değişimden, değiştirmekten söz ediyoruz. Hangi eğitimlere giriyor, kendimizi ne oranda geliştiriyoruz? * Tek mesleki örgütümüz olan PERYÖN'e üye miyiz? Değilsek niçin? * İşletmemizin iletişim olanaklarını ne kadar geliştiriyoruz? Ya kendi iletişimimiz? Bu soruların ardı arkası gelmez. Eğer bu soruları "Evet" diye yanıtlıyorsanız ve işletmeniz hâlâ sizi zurnanın son deliği olarak görüyorsa o işletmeyi yönetenlerin aklından şüphe ederim. Çünkü siz bir yıldız adayısınız. Ama sorulara yanıtınız "Hayır. Bunları yapmıyorum. Klasik personel işlemleri yapıyorum" diyorsanız, oturup size verilen bu kadarcık değere de şükredin. Ama bilin ki bu meslekte uzatmaları oynuyorsunuz... Mutlu ve esen kalın... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ANASAYFA |
| KURUMSAL |
| EĞİTİMLERİMİZ |
| DANIŞMANLIK |
| HABERLER |





