| İŞYERİ HEKİMİ ÇALIŞTIRMAK ZORLAŞIYOR |
|
|
|
| Yazar Av. Cüneyt Danar-Av. Naciye Uçar | |
| Pazar, 07 Şubat 2010 | |
|
“İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” İş Kanunu’nun değişik 81. maddesi ve buna ilişkin olarak 15 Ağustos 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” ile devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran işyerleri açısından işyeri hekimi çalıştırma veya bu hizmeti ortak sağlık biriminden satın alabilme yükümlülüğü bulunmaktadır. Diğer yandan, işyeri hekimlerinin SGK adına reçete yazabilmeleri ve iki güne kadar istirahat verebilmeleri için kurumun yetki vermesi gerekmektedir ve buna ilişkin usul ve esaslar 3-255 sayılı Genelge ile belirlenmişti. Söz konusu Genelge’nin bir bölümü, dayanak Yönetmeliğin iptal edilmesi sebebiyle 2009-71 sayılı Genelge’yle değiştirilmiştir. Ancak, aşağıda detaylı olarak değinileceği üzere 3-255 sayılı Genelge’yi değiştiren Danıştay Kararı’nın ve 2009-71 sayılı Genelge’nin mevcut düzenlemeler karşısında hukuken bir geçerliliği kalmadığından, bu genelgede de değişikliğe gidilmesi gerekmektedir. Buradaki hukuki sorun, ilk defa özel bir işyerinde işyeri hekimi olarak çalışacaklar için TTB’nin onay verme hakkının bulunup bulunmadığında toplanmaktadır. İşyeri hekimiyle ilgili bu önemli sorun çözülmezken, 30 Ocak 2010 tarihli Resmi Gazete’de kamuoyunda “Tam Gün Yasası” olarak bilinen 5947 sayılı Kanun yayımlanmıştır. Kanun, hekimlerin çalışma alanlarını sınırladığından, işyeri hekimi çalıştırmayla ilgili yükümlülüğü olumsuz etkileyecek düzenlemeler içermektedir. Kanun’un işyeri hekimi çalıştırmayı nasıl olumsuz etkilediğini incelemeden once, işyeri hekimi yetkilendirilmesi hususun da değerlendirmesi gerekmektedir. Genelgeler savaşı ve son Danıştay Kararı’nın dayanaksız kalması 3-255 sayılı Genelge’yle getirilen düzenlemede, ilk defa özel bir işyerinde çalışacak olan işyeri hekimlerinin SGK adına reçete yazabilmeleri ve iki güne kadar istirahat verebilmeleri için kuruma verilecek belgeler arasında TTB’den alınacak onaya yer verilmemekteydi. Çünkü bilindiği üzere, işyeri hekiminin ilk defa özel bir işyerinde çalışması halinde Türk Tabipleri Birliği (TTB)’nden onay alma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Genelge’nin bu kısmının iptali için TTB’nin açmış olduğu davada Danıştay 10. Dairesi, 14.10.2008 tarih ve 2006/817 E, 2008/6557 K. sayılı kararıyla Genelge’nin kısmen iptaline karar vermiştir. Bunun üzerine kurum da 2009-71 sayılı Genelge’yi yayımlayarak, ilk defa özel bir işyerinde çalışacak olan işyeri hekimlerinin SGK adına reçete yazabilmeleri ve iki güne kadar istirahat verebilmeleri için de TTB’den onay alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Gözden kaçan husus, 3-255 sayılı Genelge’yi kısmen iptal eden Danıştay kararının dayanağının, 15 Ağustos 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” hükümleri karşısında hukuken geçerliliğini yitirmesidir. Danıştay 10. Dairesi 14.10.2008 tarih ve 2006/817 E, 2008/6557 K. sayılı kararında, 3-255 sayılı Genelge’nin ilgili kısımlarının iptaline karar verirken, o dönemde yürürlükte bulunan ve 16.12.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”in 25. maddesine de dayanmıştır. Söz konusu Yönetmeliğin 25. maddesi, işyeri hekimlerinin başka bir yerde ikinci defa görev yapmaları halinde TTB’nin onay vermesi gerektiğini düzenlemekteydi ve TTB bu hükmü işyeri hekimince SGK dışında sağlanan rutin tedavi hizmetlerini her halukarda ikinci görev olarak nitelendirdiğinden, Genelge’nin kısmen iptali için dava açmıştı. Bugün bu tartışmaları yapmak yersizdir. Çünkü söz konusu Yönetmelik, 15 Ağustos 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” ile yürürlükten kaldırılmıştır. Üstelik yürürlükteki Yönetmelik’te, mülga Yönetmeliğin 25. maddesindeki düzenleme de bulunmamaktadır. Özetle, 2009-71 sayılı Genelge’de yer alan ve ilk defa özel bir işyerinde çalışacak olan işyeri hekimlerinin SGK adına reçete yazabilmeleri ve iki güne kadar istirahat verebilmeleri için de TTB’den onay alınmasını zorunlu kılan düzenlemesi, yeni Yönetmelik hükümleri karşısında geçersiz hale gelmiştir. Tam gün yasası ne getiriyor? 5947 sayılı Kanun, hekimlerin çalışabileceği yerleri üç ana grupta toplamaktadır. Buna göre tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, Kanun’da üç grup olarak belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından sadece birinde çalışabilecek ve aynı bent kapsamında kalmak üzere birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabileceklerdir. Yani Kanun, hekimlere 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren üç gruptan sadece birini seçme imkanı tanımaktadır ve hekimler seçtikleri grupta kalmak kaydıyla birden fazla yerde çalışabileceklerdir. Kanun’un oluşturduğu gruplar şunlardır: - Kamu kurum ve kuruluşları - Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan özel sağlık kurum ve kuruluşları ile sözleşmeli çalışan vakıf üniversiteleri - Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan özel sağlık kurum ve kuruluşlarıyla vakıf üniversiteleri, serbest meslek icrası Kanun’un bu düzenlemesi karşısında, 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında ya da serbest olarak çalışması mümkün olamayacağından, İş Kanunu’nun 81. maddesi anlamında, serbest çalışan hekimlerin işyeri hekimi olarak çalıştırılabilmesi mümkün görülmektedir. Bununla birlikte, hekimlerin aynı bent kapsamında kalmak üzere birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabilecekleri hükmü karşısında, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan özel sağlık kurum ve kuruluşlarında ya da aynı nitelikteki vakıf üniversitelerinde çalışan hekimlerin işyeri hekimliği yapıp yapamayacakları da ayrı bir tartışma konusudur. Kanaatimizce, aynı bent kapsamında kalmak üzere birden fazla yerde çalışılabilmesi hükmünü, SGK ile sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşu ya da vakıf üniversitesinde çalışan hekimlerin aynı zamanda işyeri hekimliği yapabilmeleri şeklinde yorumlanması, eşdeyişle, işyeri hekimliğini “serbest” meslek icrası kapsamında yorumlamak daha uygun olacaktır. Çünkü zaten hareket imkanı sadece aynı bendle sınırlandığından ve işyeri hekimliği kurumu Kanun’da yer almadığından, buna en yakın bent olarak son bendin içerisinde değerlendirilmesi daha uygun görülmektedir. Hatta, özel sağlık kurum ve kuruluşlarını sözleşmesi olan ve olmayan şeklinde sınırlamadan, özel sağlık kuruluşlarında veya serbest meslek icrası şeklinde çalışan hekimlerle işyeri hekimliği yapılabilmesi imkanı açık bırakılmalıdır. Ayrıca, sözleşmeli statüde olanlar da dahil olmak üzere mahalli idareler ile kurum tabipliklerinde çalışan ve döner sermaye ek ödemesi almayan tabipler de işyeri hekimliği yapabilecektir. Döner sermayeli sağlık kuruluşları ise kurumsal olarak işyeri hekimliği hizmeti verebilecektir. Mevcutta işyeri hekimi olarak çalıştırılabilecek hekimlerin sayısının azlığı, 2009-71 sayılı Genelge uyarınca TTB’den onay alınması zorunluluğu ve TTB’nin bu hususlarda işverenlere çıkardığı zorluklar düşünüldüğünde, 5947 sayılı Kanun’un, İş Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenen yükümlülüğü yerine getirme konusunda özel sektör işverenlerinin aleyhine kısıtlayıcı hükümler içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Kanun’un uygulamasına ve işyeri hekimliğine ilişkin esaslar Sağlık Bakanlığı’nca belirleneceğinden, ikincil bir düzenleme yayımlanana kadar işyeri hekimliği konusunda mevcut uygulamaya devam edilmesi gerekmektedir. Kamuya sağlanan kolaylık özel sağlık kuruluşlarına sağlanmıyor! Kanun’la; kamuda, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların tıbbi kötü uygulama sebebi ile kişilere verebilecekleri zararlar ile bu sebeple kendilerine yapılacak rücuları (malpraktis) karşılamak üzere mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırılması zorunlu hale getirilmektedir. Söz konusu malî sorumluluk sigortası primlerinin ödenmesi konusunda kamu kurum ve kuruluşları yine kayırılmıştır. Düzenlemeye göre, kamuda çalışan hekimler açısından malî sorumluluk sigortası primlerinin yarısı hekim tarafından karşılanacaktır. Ancak, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden hekimler açısından aynı hassasiyet gösterilmeyerek, malî sorumluluk sigortası primlerinin tamamından sorumlu tutulmuşlardır. Zorunlu sigortalara ilişkin teminat tutarları ile uygulama usul ve esasları Sağlık Bakanlığı’nın görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı’nca belirleneceğinden, çıkarılacak ikincil düzenlemede özel sektör işverenleri ve serbest çalışan hekimler açısından bu ayrımcılığın ortadan kaldırılması beklenmektedir. Çalışma mevzuatı esnekleştirilmelidir! Çalışma mevzuatımız fazlasıyla yükümlülük içermektedir. Düzenlemelerin bu kadar katı olmasının sebebinin kayıtdışılık olduğu izahtan varestedir. Ancak, kayıtdışılığı önlemek yerine kayıtiçindekilere ilave yükümlülükler getirmek ne yazık ki kayıtdışını özendirici bir unsur olmaktan öteye gidememektedir. 5947 sayılı Kanun’un etkisinin işyeri hekimi çalıştırma yükümlülüğüne kadar uzanması endişe vericidir. Zaten mevcutta işyeri hekimi çalıştırmaya ilişkin sıkıntılar işyerlerini zorlayıcı boyutlara varmışken, bir de çalıştırılacak işyeri hekiminin seçileceği kapsamı daraltmanın bir anlamı bulunmamaktadır. 5947 sayılı Kanun’un hükümlerinin mevcut işyeri hekimleri açısından nasıl sonuçlar doğuracağı hususu, çıkarılacak Yönetmelikle belirlenecek gibi görülmektedir. Yönetmelik’te işyeri hekimlerine ilişkin düzenlemelerin, gerek iş sağlığı ve güvenliğinin sürdürülebilirliği, gerek çalışanların sağlığı ve gerekse işvenler açısından olumlu düzenlemeler içermesi beklenmektedir. Av. Cüneyt DANAR & Av. Naciye UÇAR İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişileri |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ANASAYFA |
| KURUMSAL |
| EĞİTİMLERİMİZ |
| DANIŞMANLIK |
| HABERLER |





